• Serbest Kürsü

En Büyük Kim? Hadi Bakalım, Kolay Gelsin!

Güncelleme tarihi: 19 Ara 2021

Futbol mevzusu Türkiye’de uzun süredir sevimsiz bir hal içinde. Bırakın keyif almayı; hakem kararları, PFDK kararları, tahkim kararları, yönetici beyanları, takımların basındaki piyonlarının açıklamaları ve nihayetinde lağım çukuruna dönen sosyal medya ortamından müsebbip, futbolu kafaya takıyorsanız sinir hastası olmamak zor zanaat. Bu düzende futbol konuşacak değiliz ama gündemdeki şu “en fazla kim şampiyon oldu?” sorusuna da bir cevap aramak gerekiyor artık.


İşin tarihçesi ile başlamak en iyisi. Türkiye Futbol Federasyonu 1923’te kurulmuş. İlk organizasyon 1924’te başlayan Türkiye Futbol Birinciliği. Bazı yıllar çeşitli gerekçelerle oynanamasa da, 1951 yılına kadar devam eden bir organizasyon. Düzenlenen bir diğer organizasyon ise Milli Küme. O da 1937-1950 yılları arasında hayat bulmuş ve o da bazı yıllar çeşitli sebeplerle oynanamamış. Bir diğer organizasyon ise Federasyon Kupası. 1957 ve 1958 yıllarında iki defa oynanan bu şampiyona ise ömrü en kısa olan turnuva. 1959 yılında ise o dönemki adıyla Milli Lig, şimdiki adıyla ise Türkiye Süper Ligi kurulmuş.


1959 ve sonrası için problem yok. Her takımın kendi taraftarına göre farklı yıllardaki bazı rakip takım şampiyonlukları şaibeli kabul edilse de 1959 ve sonrasındaki şampiyonluk sayıları genel kabul görmüş olarak aşağıdaki şekilde.

Peki ne oldu da şampiyonluk hesaplamalarında “ortalık karıştı, düzen bozuldu, yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali” nakaratı hakimiyetini kurdu? 1959’dan beri şampiyonluk, 2000 yılından beri de o yıl devreye giren yıldız takma hesaplamasına karşı bir itiraz yokken; neden 1959 öncesi döneme ait organizasyonlardan şampiyonluk beklenir oldu? Fitili ilk ateşleyen 2014 yılı şampiyonluk kutlamalarında Aziz Yıldırım oldu. Tribünlere dönüp kendi seyircisine “Paralı Köpekler!” diye haykırmadan önce, şampiyonluk sayılarının aslında 19 değil 28 olması gerektiğini ifade etti.


Ertesi yıl da Galatasaray’ın şampiyonluğu ile hem şampiyonluk hem de yıldız bakiyesinde geriye düşen Fenerbahçe geçen 7 yılın ardından ne şampiyonluk sayısında ne de yıldız hesabında rakibini yakalayamayınca yarışa ortak olabilmek için tarihin tozlu sayfalarını karıştırmaya başladı.


O güne kadar kamuoyunda hiç işitilmemiş olan bu talep, Fenerbahçe camiasında da pek bilinmiyor olacak ki, son bir kaç yıla kadar 28 şampiyonluk meselesi Fenerbahçe’nin kendi yayın organlarına dahi Fransız kalıyordu.


2011 yılında şampiyon olan Fenerbahçe kendi yayın organı olan Fenerbahçe Dergisi Haziran ayı sayısında şampiyonluğunu “18. Lig Şampiyonluğu Kupasını Müzemize Götürdük” manşeti ile kutluyordu.


2014 yılında da şampiyonluk yarışını en önde tamamlayan Fenerbahçe, Fenerbahçe Dergisinin Mayıs sayısında şampiyonluğunu “19. Şampiyonluğumuz Başkanımıza Armağan Olsun” manşeti ile kutluyordu.



2015 yılı Ocak Ayı Sayısında ise Fenerbahçe Dergisinin Başlığı “2015’te hep birlikte el ele, omuz omuza 4. yıldıza”



Yıl 2017 Aylardan Mayıs. Fenerbahçe Dergisinin manşeti “4. Yıldızı Takacağız”



Geçen yıllara rağmen çok istenilen şampiyonluk bir türlü gelmeyince, 2019 yılı Eylül ayında Fenerbahçe Dergisi de 19’da bıraktığı şampiyonluğu 28’den devam ettirmeye başlıyor.



Birazdan 1959 öncesini inceleyeceğiz fakat şampiyonluk hesabında haklı dahi olsa Fenerbahçe camiasının kendi tarihinin farkındalığı konusunda sınıfta kaldığını daha bu noktadayken ilan edebiliriz. Varlık amacını neredeyse Galatasaray ile oluşturduğu rekabete endeksleyen, taraftarlarının çoğunda Galatasaray’ı yenelim de şampiyon olmayalım anlayışının hakim olduğu ve tarihine dair en büyük övünç kaynağı Galatasaray’a karşı alınan farklı bir galibiyet olan bir camianın geçmişindeki başarılarından da Galatasaray’ın gerisinde kalınca haberdar olması çok da şaşırılası değil açıkçası.


Şimdi gelelim 1959 öncesine. Tarihçesini yukarı da verdik. Şimdi de organizasyonların kazananlarını tabloda bir gösterelim.


Bahsi geçen organizasyonlar hakkında bilgi vermeye Türkiye Futbol Birinciliğinden başlayalım. Bölge şampiyonlarının katıldığı bu organizasyon tek maçlı eleminasyon sistemi. Yani bölge şampiyonalarında takımlar lig usulü mücadele etseler de Türkiye Futbol Federasyonu tarafından organize edilen Türkiye Futbol Birinciliği deplasmansız bir şekilde tek maçlık elemelerle şampiyonun belirlendiği mücadeleler. Bölge şampiyonluklarında takımlar daha fazla maç yapsa da Türkiye Futbol Birinciliği adı verilen organizasyon birkaç maçtan ibaret. Fenerbahçe 3 kez şampiyon olmuş; birinde 5 maç yapmış, birinde 4, en son şampiyonluğunu ise 3 maç oynayarak kazanmış.


Türkiye Futbol Birinciliğinde Galatasaray ile Fenerbahçe’nin birlikte mücadele etme şansı yok örneğin. İkisi de aynı bölgenin takımı olduğu için sadece bölge şampiyonu bu organizasyona katılıyor. İstanbul’u temsilen organizasyona bir takım katılıyor yani.


Bu bakımdan incelediğimizde her ne kadar bölgeler arasındaki güç farklılıkları dikkate alındığında rekabetçi olmayan, istisnalar hariç İstanbul temsilcisinin kazandığı bir organizasyon olsa da Türkiye Futbol Birinciliğinin ulusal bir niteliği var diyebiliriz. Çünkü herhangi bir Anadolu takımı kendi bölgesinde şampiyon olduğunda bu organizasyona katılıp burada diğer bölge şampiyonlarını yenerek şampiyon olabilir.


Az önce belirttiğim gibi oynandığı dönemde rekabetin olmadığı, sadece bir kaç maçlık organizasyonlar olduğu için, Türkiye Futbol Birinciliği hüküm sürdüğü 26 yıllık 1924-1951 periyodunda sadece 16 kez düzenlenebiliyor. Takımların bu organizasyona iştahını ise şu örnekten anlayabiliriz;


Yıl 1932. Galatasaray ve Fenerbahçe özel maçlardan daha fazla gelir elde ettiği için İstanbul Ligine katılmıyor ve bu nedenle Türkiye Futbol Birinciliğine katılma şansını da elinin tersiyle itiyor. Sezonun yarısını lider bitiren Beşiktaş da yolu yarıladığı halde, ligi bırakıp ezeli rakipleri gibi kendini özel maçlara adıyor. İstanbul Ligini de büyüklerin yokluğunda İstanbulspor kazanıyor ardından da birkaç maçlık serüven sonrasında Türkiye Futbol Birinciliğininin şampiyonu oluyor.


Şampiyonluk hesaplamalarında Milli Küme organizasyonunun hesaba katılması meselesi ise temelinden çürük olan bir iddia. Milli Küme’nin ulusal bir organizasyon olduğuna dair tek belirtisi adında geçen milli ibaresi. Aslında Fenerbahçe’nin de bu Milli Küme konusundaki temel dayanağı organizasyonun ismi. Kendi sitesinden yayınladığı 1959 öncesi şampiyonluklara ait bildiride Milli Küme’nin ulusal bir organizasyon olduğunu şu ifadelerle açıklıyor:


“Aslında bu organizasyonların isimleri bile bunların ulusal olduğunu kanıtlıyor. Türkiye Futbol Birinciliği ve Milli Küme’nin maç programlarına ve bu organizasyonlara katılan takımlara bakıldığında, bu organizasyonların bölgesel değil ulusal olduğu açıkça ortada. Bu organizasyonlar tek bir bölge ya da şehir ile kısıtlı kalmamış, farklı bölgelerin takımlarını ulusal olarak karşı karşıya getirmiştir.”


Fenerbahçe Milli Küme’yi sadece adına dayandırarak ulusal bir lig haline getirmeye çalışıyor ama bu organizasyon isim açısından bile onları ofsayta düşürmeye aday. Milli Küme 1943-1944 yıllarında Maarif Kupası olarak oynatılmış, daha sonra adı Milli Eğitim Mükafatı olmuş en son olarak da Milli Eğitim Kupası adını almış. Fenerbahçe bu kadar açıklama yaptı bu konuda ama keşke bir de Milli Eğitim Kupası’nın eskiden oynanan Türkiye Spor Yazarları Derneği Kupası’ndan ya da Cumhurbaşkanlığı Kupası’ndan farkını anlatsa.


Şimdi gelelim Fenerbahçe’nin ifade ettiği Milli Küme’nin tek bir şehri ya da bölgeyle kısıtlı kalmadığı iddiasına. Evet Fenerbahçe haklı, Milli Küme tek bir şehri ya da bölgeyi temsil etmiyor. 3 şehrin temsilcilerinin davet usulüyle çağrıldığı bir turnuva. Tamam tek şehir değil ama sadece üç şehir; Ankara, İstanbul, İzmir. İstanbul’dan ligini ilk 4’te bitiren takımlar, Ankara’dan ilk 2’de bitirenler, İzmir’den de ilk 2. Toplam 8 takımlı lig usulü bir turnuva. Deplasmanlı. Şeklen 1959 sonrası lige benziyor ama içerik noksan.


Şöyle düşünün aynı dönem Türkiye Futbol Birinciliği’nde mücadele eden ve 1940 yılında da bu organizasyonda şampiyon olan Adana Demirspor’un ulusal olduğu iddia edilen bu ligde yarışma imkanı yok. “Adında milli geçiyor ortamlarda ulusal dersiniz canım ne olacak” deyip geçiştirilecek mevzu değil yani.


Milli Küme organizasyonunun güvenilirliği ve hangi kurallar dahilinde oynandığı konusunda birkaç örnek vermek gerekirse de:


Yıl 1939. Ligde Galatasaray ile Ankara Demirspor ligi aynı puanla bitirince iki takım bir kez daha karşılaşıyor, maçta kavga çıkıyor ve maç iptal ediliyor. Bunun üzerine Türkiye Futbol Federasyonu toplanıyor ve ligde averajı daha iyi olan Galatasaray’ı şampiyon ilan ediyor.


Bir yıl öncesi 1938. Şimdi Milli Küme’den dolayı 6 şampiyonluğun hanesine yazılmasını isteyen Fenerbahçe 1938 yılında 5. Hafta mücadelesinde İzmir takımı Üçok ile oynayacaktı. Federasyon maçın Taksim Stadında oynanacağını ilan etti. Oysa Taksim Stadı Fenerbahçe’nin Stadı değildi. Bunun üzerine Fenerbahçe duruma itiraz edip bu haksız uygulamaya tepki olarak maça çıkmadı. Daha sonrasında ise ligin geri kalan maçlarına da çıkmayıp İstanbul’da oynanan İstanbul Şildi adlı turnuvaya katıldı. Yani buradan iki sonuç çıkıyor. Organizasyon o kadar keyfi uygulamalar içeriyordu ki ev sahibi takımın sahasında oynanması gereken maç birden başka stada alınabiliyordu. Bir diğer sonuç da şu da, o dönem takımlar bu turnuvayı o kadar ciddiye almıyordu ki, federasyonla yaşadıkları en ufak anlaşmazlıkta ligi terk edip İstanbul’da düzenlenen lokal organizasyonlarda gelir elde etmeyi tercih ediyorlardı.


Dönemin en büyük organizasyonu da zaten İstanbul’da düzenlenen İstanbul Futbol Ligi idi. Çünkü ülkedeki en güçlü takımlar İstanbul’da olduğu için rekabetin en yüksek olduğu yer de bu ligdi. Bu sebeple Milli Küme İstanbul Futbol Liginden arda kalan zaman olan Mart, Nisan ve Mayıs aylarında oynanıyordu. Hatta hangi ligin daha önemsendiğini somut olarak izah etmek gerekirse; 1942 yılında İstanbul Futbol Liginin maçlarının geç bitmiş olması sebebiyle takımlar yorgunluklarını bahane ederek Milli Küme’ye katılmak istemediklerini ifade etmiş ve 1942 yılında Milli Küme oynanmamıştı.


Milli Küme organizasyonunun bütün takımları kapsayan ulusal bir organizasyon olduğunu ifade edemeyen Fenerbahçe bu noktada olaya 1959 yılı ve sonrasındaki şampiyonlukların da ulusal olmadığı yaklaşımı ile saldırıya geçiyor.


Fenerbahçe’nin internet sitesine bir göz atalım bakalım Fenerbahçe’nin savı ne şekildeymiş öğrenelim.


“İddia:1959 öncesi ulusal şampiyonalar sadece 3 şehrin (Ankara, İstanbul,İzmir) takımlarıyla oynandı. Tam ulusal değil, kısmi ulusaldır. Bu yüzden ulusal şampiyonluk olarak sayılamazlar.


Cevap: Türkiye Futbol Birinciliği, çok fazla sayıda şehrin takımlarının katılımıyla oynanmıştır. Örnek olarak 1933’te 18 farklı şehrin, 1935’te 22 farklı şehrin takımları bu ülke çapındaki organizasyonda yarışmıştır.


Milli Küme ise, bir sezon dışında 3 şehrin (Ankara, İstanbul, İzmir) takımlarıyla oynandı. 1941 yılında Eskişehir Demirspor’un Milli Küme’ye katılımı sonucu o sezon Milli Küme’de 4 kentin takımları temsil edildi. Ancak bu durum, Milli Küme’yi ulusal olmaktan çıkarmıyor. Neden mi? Çünkü TFF’nin Beşiktaş’a 2 şampiyonluk verdiği Federasyon Kupası da bir sezon 4, bir sezon da 3 şehrin takımlarıyla oynandı.


Fakat daha önemlisi ise; 1959’dan sonra oynanmaya başlayan, bugünkü adıyla Süper Lig’in ilk 8 sezonundan 7'si de sadece 3 şehrin (Ankara, İstanbul, İzmir) takımlarıyla oynandı, sadece 1960-1961 sezonunda Adana Demirspor üç büyük kentin dışından gelerek ligde yer aldı. Diğer kent takımlarının ilk 8 sezonda Süper Lig’e katılımına izin verilmedi.”


Fenerbahçe’nin iddialara verdiği cevaba, bir de biz cevap verelim.


Milli Küme oynanırken takımlar profesyonel değildi. Organizasyona katılım için amatörlük ya da profesyonellik şartı aranmıyor fakat sadece belli bölgelerde mücadele eden takımlar dahil olabiliyordu.


1959’da kurulan, şimdiki adı ile Türkiye Süper Ligi ise sadece profesyonel takımların mücadele edebildiği bir ligdi. O dönem İstanbul, Ankara ve İzmir dışındaki takımlar hem profesyonel değildi hem de ülkenin en güçlü takımlarının arasına girebilecek güçte değildi. O yüzden Fenerbahçe’nin ifade ettiği ilk 8 yılda sadece 1 takımın bu ligde mücadele etmesi Milli Küme’deki gibi sistematik bir dışlamadan kaynaklı değil tamamıyla bu şehirlerin dışındaki takımların performansı ve profesyonel olmaması ile alakalıydı.


Buna en güzel örnek, Fenerbahçe’nin istisna olarak belirtiği 1960-1961 sezonunda Adana Demirspor’un ligde mücadele etmeye hak kazanmış olması. İstanbul, Ankara ve İzmir dışından bir takım olan Adana Demirspor nasıl hak ettiği için 1960-1961 yılında bu ligde oynamaya hal kazanıyorsa; o sezon lig sonuncusu olarak da küme düşüyor ve ligde oynama hakkını kaybediyordu.


Fenerbahçe’nin internet sitesinden iddia-cevap sistematiğinde bu konuya verdiği cevabın son cümlesi “Diğer kent takımlarının ilk 8 sezonda Süper Lig’e katılımına izin verilmedi.” Bu öyle bir cevap ki, sanırım Fenerbahçe’nin bu konudaki özgüveni şu noktada; bu işe rakipler bizim kadar kafa yormaz, ne yazarsak yazalım o şekilde taraftarlarımızı inandırırız ve bu şekilde kamuoyu oluştururuz. Adana Demirspor örneğine rağmen diğer kent takımlarının ilk 8 yıl lige katılmasına izin verilmedi iddiasını bir de biz inceleyelim bakalım.


Fenerbahçe’nin iddia ettiği gibi ilk 8 yıl boyunca üç şehir dışında mücadele eden tek takım Adana Demirspor. Peki ilk 8 yılın ardından ligde mücadele eden ve bu üç şehre ait olmayan takım kim? Sezon 1966-1967 sezonu. Takım Eskişehirspor. Ankara, İstanbul ve İzmir takımları dışında bir takım. Fenerbahçe’nin iddiasına göre Eskişehirspor’un 1966 öncesi lige katılmasına izin verilmemişti değil mi? Peki bu durumdan 1965 yılında kurulan Eskişehirspor’un haberi var mı? Akademi Gençlik, Yıldıztepe ve İdman Yurdu adındaki üç amatör kulüp birleşerek 1965 yılında Eskişehirspor’u kurdular ve Eskişehirspor 1966-1967 sezonunda birinci lige yükselmeyi hak ederek İstanbul, Ankara ve İzmir takımları ile mücadele etti.


Eskişehirspor’dan sonra İstanbul, Ankara ve İzmir takımlarının hegemonyasını kıran diğer takımlar 1967-1968 sezonunda Bursaspor ve Mersin İdman Yurdu oldu. Bursaspor 1963 yılında kurulmuştu. Mersin İdman Yurdu ise 1925 yılında kurulmasına karşın 1959 yılında kurulan ligde ilk kez 1967-1968 sezonunda mücadele etmeye hak kazanmıştı.


Lige katılan bir sonraki İstanbul, Ankara, İzmir dışı takım ise 1969-1970 sezonunda Samsunspor olmuştu. Samsunspor da 1965 yılında şehrin iki amatör takımı olan Fener ile 19 Mayıs takımlarının birleşmesi ile kurulan profesyonel bir takımdı.


Neticeye gelirsek görüldüğü gibi 1959 yılında kurulan Süper Ligde sadece şu illerin takımları mücadele eder diğer takımlara izin verilmez gibi bir durum ne ilk sekiz yılda ne de sonrasında söz konusu değildir. Profesyonel bir lig oluşturulduğu için sadece profesyonel takımlar kabul edilir. 1960-1961 sezonunda Adana Demirspor’un hak ettiği gibi hak eden diğer şehir takımları da ligde mücadele edebilir. İlk 8 yılında ağırlıkla İstanbul, İzmir ve Ankara takımlarının mücadele etmesinin sebebi ise Anadolu takımlarının çok büyük bir kısmının amatör olarak mücadele etmesi ve TFF’nin yürüttüğü kampanya ile Anadolu’da ancak 1965 yılı ve sonrasında profesyonel takımların kurulmasıdır. 1959-1965 döneminde henüz kurulmamış olan Eskişehirspor’un, Bursaspor’un ve Samsunspor’un liglere katılmasına müsaade edilmediğinin ifade edilmesi abes ile twist etmekten başka bir şey de değildir.


1959 öncesi döneme bakıldığında göze çarpan bir diğer husus da bazı yıllarda liglerin oynanmamış olması, bazı yıllarda ise hem Milli Küme müsabakalarının yapılması hem de Türkiye Futbol Birinciliği maçlarının oynanması. Yani Fenerbahçe’nin talebi gerçekleşirse ve şampiyonluk sayıları 1923’ten itibaren sayılmaya başlarsa bazı yıllar şampiyon yokken bazı yıllar ise iki şampiyon olacak.


Fenerbahçe Kulübü bu ilginç duruma internet sitesinde şu şekilde cevap veriyor:


“Milli Küme ile Türkiye Futbol Birinciliği’nin her ikisinin de oynandığı yıllarda bu organizasyonlar aynı anda oynatılmamış, biri bittikten sonra diğeri organize edilmiştir. Bu sebeple her ikisi de Türkiye Şampiyonluğu niteliğindedir ve Federasyonca organize edilmiş turnuvalardır. Aynı sene iki şampiyon olması konusunda ise İtalya’da 1921-1922 yıllarında Federasyonda yaşanan bir ayrılık sonrası takımların bir kısmının bir federasyonun organize ettiği şampiyona da şampiyon olduğunu, diğer kısmının ise oluşturulan başka bir federasyonun organize ettiği şampiyona da şampiyon olduğunu ve İtalya Federasyonu’nun yaşanan anlaşmazlıkların ardından federasyondan ayrılan takımların oluşturduğu lig sonucu şampiyon olan takımın şampiyonluğunu saydığını, bu örnekte de olduğu üzere bir yılda iki şampiyonun olabileceğini ifade etmekteler.”


Öncelikle tebrik etmek gerek. 100 yıl önce İtalya Futbol Federasyonunda yaşanan bir yıllık bölünmeden kaynaklı olarak sadece o senelik iki şampiyon ilan edilmesi durumunu araştırıp bulan ve kendi iddiasına kanıt olarak kullanmaya çalışan Fenerbahçe’nin emeğine saygı beyler!

Bi senede iki şampiyon olması konusunda Fenerbahçe’yi destekleyebilecek en somut örnek Arjantin Ligi. Orada ise lig açılış ve kapanış ligi şeklinde organize ediliyor ve bir açılış ligi şampiyonu var bir de kapanış ligi şampiyonu. Kurgu bu şekilde.


1959 öncesi dönemde bizde ne İtalya’daki gibi farklı federasyonlar söz konusu ne de Arjantin’deki gibi birlikte kurgulanmış ligler; bizdeki durum tek federasyon tarafından düzenlenmiş ama kimi ulusal nitelikte olmayan kimi ise takımların hiçbir zaman önceliği olmayan turnuvalar.


Fenerbahçe’nin madem mahiyetleri net değil o zaman TFF tarafından düzenlenen bütün organizasyonların kazananlarının şampiyon sayılsın talebi söz konusu olunca, akla gelen ilk şey o halde Türkiye Kupası şampiyonlukları da şampiyonluk sayılarına ve yıldız hesabına katılsın oldu olacak oluyor.


Ülkenin bütün takımlarının katılmadığı Milli Küme, nam-ı diğer Milli Eğitim Kupası’nın kazananına şampiyonluk verilsin, oynandığı dönemde takımların bir getirisi olmadığı için ikinci takımlarını gönderdikleri ya da oynama haklarından feragat ettikleri Türkiye Futbol Birinciliği kazananı şampiyon sayılsın ama 3. Lig takımlarının dahi katılabildiği, her anlamda ulusal, her yıl düzenli bir şekilde düzenlenen ve kazananının Avrupa’da ülkemizi temsil ettiği bir turnuvanın şampiyonu hesaba katılmasın. Demek istediğim elbette “Türkiye Kupası şampiyonlukları da şampiyonluktan sayılsın, yıldız verilsin” değil. Anlatmak istediğim şu; siz saçmalamaya başladığınızda karşınızdakinin de eli armut toplamıyor.


Tarihçeyi verdik, şimdi de biraz güncele gelelim. Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın gerisine düşmesi ile farkına vardığı ve aradaki fark açıldıkça da iştahının arttığı 1959 öncesi TFF organizasyonlarında kazanılan başarıların da şampiyonluktan sayılması talebi, Fenerbahçe’nin 06.03.2021 tarihinde TFF’ye başvurması ile resmiyet kazandı. Aklınıza hemen “iyi de hadi Fenerbahçe’nin 1959’dan itibaren şampiyonluklar teker teker sayılırken sesi çıkmadı, 2000 yılında şampiyonluklara göre yıldız sayıları belirlenirken sesi çıkmadı, şampiyonluk yarışında Galatasaray’ın gerisinde kalana kadar yine sesi çıkmadı da bu konu kaç yıldır gündemde tutuluyorken neden 06.03.2021 tarihine kadar beklendi?” sorusu gelebilir. Bu sorunun cevabını ise 05.03.2019’da Fenerbahçe yöneticisi Metin Sipahioğlu “Bu işin iki ayağı var. Önce iletişim, sonra hukuk”, 15.05.2020’da ise Fenerbahçe Başkanı Ali Koç “Bu iki ayaklı bir konu. Hem hukuki hem de bilgilendirme, kamuoyu oluşturma durumu var.” açıklamaları ile veriyor.


Haklı iseniz gidersiniz bağımsız(!) TFF’ye, oradan da istediğiniz karar çıkmazsa Tahkim Kurulu’na. Hakkınızı ararsınız yedi düvele, idareye, bütün düzene karşı haklılığınızı ilan ettirirsiniz. Ama ne yazık ki burası Türkiye ve haklının yerine çoğunluğu tatmin eden bir adalet anlayışının hüküm sürdüğü çoğunluk hukuku diyarı. O yüzden olacak ki, TFF’ye başvurmadan önce kamuoyu oluşturacağız açıklamaları çok da garipsenmedi.


Süreci incelediğimizde, aslında kamuoyu oluşturulmasının en kritik virajında da TFF’nin en tepesi var. TFF’nin en tepesi yani TFF Başkanı dediysek aklınıza özerk bir kurumun başında tarafsız bir spor adamı gelmesin. 2012 yılında Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin stadında şampiyon olup kupayı Şükrü Saraçoğlu Stadında kaldırması sonrası “Şampiyonluklarını kutluyorum ama sahamızda yaptıklarını hiçbir zaman affetmeyeceğim, hiçbir Fenerbahçeli de affetmeyecek.” diyen ve 17 yıl boyunca Fenerbahçe Kulübünde yöneticilik yapmış, başkan vekilliği yapmış bir isim. Neyse, dedik ya burası Türkiye. Olur öyle şeyler.


Kamuoyu oluşturmanın en kritik virajında TFF Başkanı var dedik, anlatalım. Tarihler 16 Eylül 2019. Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Federasyon Başkanını makamında ziyaret ediyor ve tabi ki nezaketinden kaynaklı(!) eli boş gitmiyor. Hediye olarak bir dergi kupürünü çerçeveletilip Federasyon Başkanına sunuyor. 1959 öncesine ait dergide ise manşet şu “En Fazla Şampiyon Olan Takım Fenerbahçe” İki başkan da hediyeyi ortalarına alarak fotoğraf çektiriyor ve basına servis ediyorlar. Al sana en üst makamdan kamuoyu.

Ayrıca Fenerbahçe başvurusunu 2020 Mart ayında yaptıktan sonra Federasyon Başkanının 2 Nisan 2021’deki açıklaması şu şekilde, “Henüz verilmiş bir kararımız yok. Yakın zamanda açıklayacağız”. Bu yazının yayım tarihi olan 17.10.2021 tarihi itibarıyla ne verilmiş bir karar var, ne de 7 ay önce başvuruda bulunmuş bir camianın hadi artık karar verin neyi bekliyorsunuz baskısı. Anlaşılan bu danışıklı dövüşte istenilen kamuoyu kıvamına henüz gelinmemiş olacak ki karar verecek olan da karar talebinde bulunan da sabırla beklemede.


Fenerbahçe’nin piyasaya sürdüğü yeni şampiyonluk hesabının yürürlüğe girmesi için kullandığı en dokunaklı ve göz yaşartan argüman ise “Baba Hakkılar, Süleyman Sebalar, Lefter’ler… Bu insanlar boşuna mı oynadılar? Attıkları goller, akıttıkları terler boşa mıydı? Fenerbahçe’ye değil bu insanlara haklarını verin!” şeklinde. İnsanların gönül tellerini titreten bu açıklamalar elbette iyi, güzel, hoş ama kim bu insanların elde etmiş oldukları başarıları hiçe sayıyor ki? Mesela kim Fenerbahçe Türkiye Futbol Birinciliği kupasını 3 defa, Milli Küme kupasını da 6 defa kazanmadı diyor ki? Kim bu elde edilen başarıları ve kupaları hiçe sayıyor? TFF de, Fenerbahçe’nin rakipleri de Fenerbahçe’nin kazanmış olduğu 1959 öncesi başarıları tanıyor hatta takdir bile ediyorlardır. Tek sıkıntı bunların 1959 yılından itibaren oynanan lig mücadelesi ile eşdeğer olmaması ve tüm takımları kapsayan ulusal bir nitelik de taşımaması nedeniyle ulusal şampiyonluk olarak kabul edilemeyeceği hususu.


Fenerbahçe cephesinde bunlar cereyan ederken diğer kulüplerimizde ne oluyor diye merak ediyorsanız belirteyim. 1959 öncesi döneme ait çeşitli organizasyondaki şampiyonlukların ulusal şampiyonluk sayılması durumunda Beşiktaş’a da 5 şampiyonluk verilecek. Bu durumda Beşiktaş’ın da istekli olması beklenir ama Beşiktaş bu konuda tam anlamıyla ölü taklidi yapıyor. Ne Fenerbahçe ile birlikte şampiyonluk talebinde bulunuyor ne de aksi yöndeki fikrini beyan ediyor.


Şimdilerde en sesi solu çıkmayan kulüp Beşiktaş olsa da, aslında 1959 öncesi döneme ait şampiyonluklar konusunda ilk adımı zamanında Beşiktaş atmıştı. 2002 yılında Beşiktaş yönetimi 1957 ve 1958 yıllarında kazandığı Federasyon Kupası dolayısıyla Avrupa Kupalarında Türkiye’yi temsil ettiği gerekçesi ile ulusal şampiyon sayılması gerektiği iddiası ile TFF’ye başvurmuştu. Hukuki sürecin sonunda da TFF Tahkim Kurulu, Beşiktaş’ı 1959’da başlayan lige rağmen 1957 ve 1958 yıllarında Federasyon Kupası’nı kazanarak Avrupa’da ülkemizi temsil ettiği için ulusal şampiyon saymıştı.


Her şeyi inceledik Beşiktaş’a verilen şampiyonluk konusunu da kısa bir özet geçelim. Aslında mevzu 1955-1956 yıllarına dayanıyor. O yıl UEFA, Avrupa ülkelerinin liglerinde şampiyon olan takımlar arasında şampiyona düzenlemeye karar veriyor. TFF’ye de, sen de en üst ligindeki şampiyonu bu turnuvaya gönder diyor. O dönem profesyonel lig olarak TFF üç ayrı lig oynatıyor. İstanbul Ligi, Ankara Ligi ve İzmir Ligi. Bu liglerin her birinden ayrı şampiyon çıkıyor. Ulusal bir şampiyonluk söz konusu değil. UEFA’dan böyle bir talep gelince İstanbul, Ankara ve İzmir ligleri arasında hiyerarşik bir yapı bulunmamasına karşın rekabetin en üst düzeyde olduğu İstanbul Liginin şampiyonunu Avrupa’da ülkeyi temsil etmek amacıyla gönderiyor. O da 1955-1956 yılı İstanbul Ligi şampiyonu Galatasaray.


TFF gerek Ankara ve İzmir ligleri şampiyonlarının itirazı gerekse de UEFA’nın ülkeyi ulusal şampiyonun temsil etmesi gerektiği ifadesi üzerine bir formül buluyor ve Avrupa’da ülkeyi temsil edecek takımın belirlenmesi için bir kupa şampiyonluğu organize ediyor ve adına da Federasyon Kupası diyor. Bu organizasyon aslında lig mücadelesinden çok Türkiye Kupasına benziyor. Takımlar İstanbul, İzmir ve Ankara liglerinde ayrı mücadele verirken Federasyon Kupası için de her ildeki takımlar kendi aralarında eleme usulü maç yaptıktan sonra her ligden ikişer takım gelecek şekilde altı takımlı bir lig oluşturuluyor ve bu ligin şampiyonu Federasyon Kupası sahibi olurken ülkeyi Avrupa’da temsil etme hakkına sahip oluyor.


1956-1957 yılında İstanbul Ligini Fenerbahçe şampiyon bitiriyor. Galatasaray ikinci. Beşiktaş ise beşinci. Buna karşın federasyon kupasında ise Beşiktaş elemeler sonucu İstanbul’u temsil edecek iki takımdan biri oluyor ve altılı grupta lider olup Federasyon Kupası’nın sahibi oluyor. Avrupa’ya temsilci göndermek için düzenlenen turnuvanın şampiyonu, TFF tarafından zamanında UEFA’ya bildirilmediği için de gariptir ki Avrupa’da ülkemizi temsil edemiyor ve ülkemiz o yıl Avrupa’da temsil edilmiyor.


1957-1958 sezonunda ise İstanbul Ligini Galatasaray şampiyon bitiriyor. Fenerbahçe ikinci. Beşiktaş ise dördüncü ama yine federasyon kupası elemelerindeki başarısı ile kupayı Beşiktaş alıyor ve ülkemizi Avrupa’da temsil etme hakkını kazanıyor. Bu kez fiilen de temsil ediyor.


1959 sezonunda ise bildiğimiz anlamda Türkiye Profesyonel Ligi kuruluyor. Geçiş yılında yine o yıl son kez oynanan 1958-1959 sezonu İstanbul, Ankara ve İzmir liglerindeki performanslar dikkate alınıyor. 10 takımlı İstanbul Ligini ilk 8’de bitiren takımlar, Ankara ve İzmir Liglerini ilk 4’te bitiren 8 takımla birlikte 16 takım iki gruba ayrılıyor. İki grubun lideri deplasmanlı eleme usulüyle maç yapıyor. İlk maçta rakibi Galatasaray’a 1-0 yenilen Fenerbahçe, ikinci maçta rakibini 4-0 yenerek Türkiye Profesyonel Futbol Liginin ilk şampiyonu oluyor.


Sayfanın tepesindeki tabloya koyduğumuz küçük yıldızın açıklamasını yapacak olursak, Beşiktaş’ın TFF Tahkim Kurulu kararı ile kazanmış olduğu iki şampiyonluk da aslında lig şampiyonluğundan değil, Avrupa Kupalarına takım gönderilmesi amacıyla oluşturulan bir kupa organizasyonundan kaynaklı. Bu haliyle bu karar; Galataray’ın 3. yıldızı aldığı, Fenerbahçe’nin 3. yıldıza tek şampiyonluk uzaklığında olduğu 2002 şampiyonluk yarışında, Süleyman Seba’nın tabiriyle o dönem tek yıldızı olan “Beşiktaş’ı üzmemek” için yapılan bir gönül almadan başka bir şeye benzemiyor. 63 yıllık lig tarihinde 65 şampiyonun bulunması da bu garabetin meyvesi zaten. Bu sebeple de Beşiktaş’ın şampiyonlukları ifade edilirken hep bir küçük yıldızlı açıklama yapılması ihtiyacı hissediliyor.


Beşiktaş’ın durumundan bahsettik son olarak Galatasaray’ın durumuna gelelim. Galatasaray bu hesaplamaya elbette karşı çıkıyor çünkü bu hesapta kendisine bir şampiyonluk eklenecekken ezeli rakibine dokuz şampiyonluk eklenecek. Oluşturulan kamuoyu karşısında Galatasaray’ın tutumu cılız. Hatta oluşturulan bu kamuoyu karşısında sürükleniyor. Daha geçen sene 25 Şubat 2020 tarihinde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında açılan pankart aşağıda. Boyutu ve tribündeki konumu itibarıyla bu pankartın Fenerbahçe yönetiminden habersiz olması imkansız.



Peki daha geçen sene futbol olarak ikiye bölünmüş bu topluma kin ve nefret tohumları ekenler ne oldu da bu sene dostluk kardeşlik tohumları ekme sevdası peşine düştüler? Alın size kamuoyu oluşturmanın bir mihenk taşı daha. Gel deyince gelen, git deyince giden Galatasaray yönetimleri oldukça Fenerbahçe camiası daha çok iş yapar bu puslu vadide.


Tüm bu verilerin ötesinde bütün imkanları ile kamuoyu oluşturmaya çalışan Fenerbahçe kulübünün çabaları takdire şayan. Fenerbahçe bu sezon Red Bull Salzburg takımından Berisha’yı transfer etti. Hayırlı olsun. Transferin en ilginç tarafı ise transfer sonrası Berisha’nın eski kulübü Red Bull Salzburg’un bu haberi “Berisha Türkiye’nin en çok şampiyon olan takımına gitti” şeklinde takipçileri ile paylaşmasıydı. Şu an TFF’nin sitesine göre de, UEFA’nın sitesine göre de, hatta Red Bull Salzburg’un araştırma yapsa bakabileceği transfermarkt.com sitesine göre de Türkiye’de en fazla şampiyon olan takım Galatasaray. Şüphesiz bu paylaşım Fenerbahçe takımının talebi ile geldi. İşte bu da Fenerbahçe’nin kamuoyu oluşturma noktasında ne kadar ciddi, etkili ve detaylı düşündüğünü gösteriyor. “Artık tüm dünyanın kabul ettiği gerçeği siz de kabul edin baskısı” is loading…


Toparlayacak olursak, tahminim şudur ki; Fenerbahçe kendisine gönül verenlerin gücünü ülke gerçekleriyle yoğurduğunda, bu ülkede haklı olmanın para etmediğini ve güçlü olanın oturduğu her masadan kazanan olarak kalkacağını yakın bir zamanda hepimize bir kez daha gösterecek. Milli Küme organizasyondan şampiyonluk çıkarmak, organizasyon tüm ülke takımlarını kapsamadığı için zor ama kişisel tahminim Fenerbahçe, oynandığı dönemde hiçbir takım tarafından birincil derecede önemsenmeyen Türkiye Futbol Birinciliği’nden 3 şampiyonluk çıkarıp şampiyonluk yarışında durumu 22-22’ye, yıldız savaşlarında da 4-4’e getirecektir. En büyük rakibini dostluk, kardeşlik ayağına uyutmayı başarırsa belki 9 şampiyonlukla da kalkar bu masandan, belli de olmaz.


Kimsenin aklının ucundan geçmeyen bu ihtimali, ülkeyi iyi tanımanın verdiği özgüven ile tarihe not düştükten sonra, herkesle birlikte bu meselenin sonucunu merakla beklemeye koyuluyorum artık ben de.

 

Eğer yazıyı beğendiyseniz;


Yeni yazılardan haberdar olabilmek için siteye ücretsiz üye olabilir ya da sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz,

Yazılardan daha fazla kişinin haberdar olmasını isterseniz de, yazıyı aşağıdaki logolar vasıtasıyla whatsapp/telegram gruplarında ve sosyal medya uygulamalarında paylaşabilirsiniz.


Her zaman farkında kalabilmek ümidiyle.

12.078 görüntüleme4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör