• Serbest Kürsü

EYT - Eyvah Yine Tornistan

EYT mevzusu uzun yıllardır ülkenin gündeminde olan bir konu. Tüm sorunları ile seçim yıllarında yüzleşen Türkiye’de bu mevzu da uzun yıllardır gerek sosyal medyada gerekse de çeşitli mitinglerde dile getirilse de iktidar çözüm için masaya ancak kaybetmesi olası bir seçim öncesinde oturmaya karar verdi. Peki bunu yapmakla doğru mu yapıyor, gelin karar verelim.


Önce sorunun kökenini tespit etmek gerekiyor. Olay nerede, ne ile başladı ve bu EYT mevzusu kimleri kapsıyor? O halde dönelim 8 Eylül 1999 tarihine.


Bu tarihe kadar emekli olmak için 2 şartı yerine getirmek yeterliydi. Erkekler için 25 yıllık sigortalılık süresi ve 5000 gün prim ödenmesi; kadınlar için ise 20 yıllık sigortalılık ve 5.000 günlük prim ödemesi. Bu tarihte ne oldu diye soracak olursanız; sigortalılık süresi koşulu kaldırıldı. Artık kadınların 20 yıl, erkelerin 25 yıl çalışmasına gerek yoktu ama prim gün sayısı da 5.000’den 7.000’e arttırılmıştı.


Mevcut iki kuraldan birinin kaldırılıp diğerinin ağırlaştırılmasının ardından ise zurnanın zırt dediği yere gelindi ve 18 yaşında işe girip; 38 yaşında emekli olan kadınlar ve 43 yaşında emekli olan erkeklerin önüne geçmek için emeklilikte yaş sınırı uygulanmaya başlandı. Bu tarihten sonra işe giren kadınlar için emeklilik yaşı 58’e yükseltilirken, erkeklerde yaş sınırı 60’a çıktı. Fakat kanun sadece bu tarihten sonra işe girenleri değil, öncesinde işe girenleri de kademeli bir şekilde etkileyince bu grup, bu işe veryansın etti ve EYT’liler kümesi ortaya çıktı.


Kademeli dedik o halde kademeli bilgisinin ne olduğunu da aşağıda verelim.



Tablodan da anlaşılacağı üzere kanunun geçmişe yönelik etkiledikleri arasında en çok can yaktıkları, erken yaşta ve 1999’un hemen öncesinde işe girenler.


Şöyle örnek verelim. 1 Ocak 1977’de 18 yaşında işe başlayan bir erkeksiniz. İşe başladığınız koşullarda; ise başladıktan 25 yıl sonra emekli olacaktınız yani 43 yaşında. Yasa değişikliği ile size 44 yaş sınırı getirildi. Size etkisi sadece 1 yıl.


Şimdi bir de 1 Ocak 1999 yılında 18 yaşında işe başlayan birinin durumunu inceleyelim. Yasa çıkmadan önce siz de 43 yaşında emekli olacaktınız ama yasa çıktıktan sonra size getirilen yaş koşulu 58. Yani etki 15 yıl.


Bu noktada mürekkep yalamış herkesin aklına şu soru gelebilir. Ama kanunlar geçmişe yönelik olarak etki etmezlerdi hani? İş burada siyah ve beyazdan uzaklaşan gri bir alana kayıyor. Bu noktada kazanılmış hakların korunması kavramı devreye giriyor, o çıkıyor yerine emeklilik henüz gerçekleşmediği için aslında geçmişe etki söz konusu değil gelecekteki bir emeklilik durumuna etki söz konusu bakış açısı olaya dahil oluyor.


Bu işe hukuk tahsili almış birisi olarak benim yorumum da 18 yaşında işe başlamış bir insanın 43 yaşında emekli olması onun bu işe başlaması noktasında etken bir durum olmadığı için yani bu kişi 58 yaşında emekli olacağını bilse bu işte çalışmaya başlamazdı diyemiyorsak o halde kazanılmış bir hak ve iş sözleşmesinin kurulması aşamasında kişiyi aldatan bir durumdan da bahsedemeyiz. Emekli olmuş birini de emeklilik yaşı arttırıldı hadi dön işinin başına diye çağırmadıkları sürece de kanunların geçmişe dönük uygulanamayacağı hususundan söz edilemez.


Halihazırda çalışan birinin emeklilik yaşını uzatmak nahoş mu, evet nahoş; hukuki mi evet aynı zamanda da hukuki. İşte bu yüzden de bu EYT’li grup hakkını mahkemelerde değil siyasi partilerin vicdanlarında arıyor.


Ayrıca emekli olma yaşı süreci de dinamik bir süreç. İnsan ömrünün özellikle gelişen teknoloji ve sağlık hizmetleri neticesinde hızla uzaması neticesinde emeklilik yaşı düzenlemeleri sıklıkla güncellenmesi gereken bir durum halini aldı. Çünkü emeklilik sistemi, çalışanların ödediği sigorta primleri ile emeklilik haklarının sağlandığı bir düzen olduğu için belli bir çalışan sayısı ile emekli sayısı arasındaki oranın korunması gerekiyor. Bu orana yönelik dünya genelinde kabul edilen ideal oran 4 iken, yani her bir emekliye 4 çalışan bakması gerekirken bu oran Türkiye’de 2!


Bu noktada ben işe girdiğimde emeklilik yaşı buydu şimdi bu oldu diye yakındığınız zaman sizin de önünüze sen işe girdiğinde ortalama yaşam buydu, şimdi bu oldu; sen işe girdiğinde sana emekli olduktan sonra 20 yıl maaş ödeyecek bütçem vardı ama artık ölmüyorsun ve sana 40 yıl maaş ödemem gerekecek o yüzden kendi emekliliğini finanse etmek için bir 10 yıl daha çalışmalısın denmesi kadar normal bir şey yok.


Peki emeklilik yaşının uzaması meselesi 1999’dan sonra bitti mi dersiniz? Ömür uzuyor, uzadıkça doğaldır ki çalışma yaşı da uzayacak. 2008’de yapılan bir düzenleme ile prim gün sayısı 7000’den 7200’e çıkarılırken, emeklilik yaşı da sadece kanundan sonra işe girenleri etkileyecek şekilde kademeli olarak 65’e çıkarıldı.


Düzenleme halihazırda çalışan kimsenin emeklilik yaşını etkilemediği için kimseden de pek bir itiraz sesi yükselmedi. Bu noktada “2008 yılında yapılan uygulama iyiydi, güzeldi hoştu da; 1999 yılında yapılan yanlış bir uygulamaydı” sonucu çıkmasın.

2008 yılında yapılan uygulama proaktif yani risk doğmadan riski ortadan kaldıracak şekilde uzun vadeli bir öngörüyle ve oy kaygısı olmadan yapılan doğru bir işti, bu cepte.


1999’da yapılan ise tam anlamıyla hayata devam edebilmek için kanserli kolun kesilmesine karşılık geliyordu. 1999 öncesindeki iktidarların görmezden geldiği, umursamadığı, çözmeye cesaret edemediği bu sorunun ateşi 1999 yılında hem de depremden 22 gün sonra çıkan yasa ile söndürüldü. Burada dönemin iktidarını övecek çok da bir şey yok açıkçası. Çünkü bu yasa IMF’nin para musluklarını açmak için sürdüğü bir ön koşuldu. İflas etmek üzere olan Türk Ekonomisini ayakta tutmak için IMF’den para alma adına dönemin hükümetince imzalanan bir stand by anlaşmasının acı bir meyvesiydi sadece.


Bu noktada da “dünya bize düşman”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”culara nanik yapalım. Tu kaka yaptığınız IMF politikaları olmasa şimdi emekli maaşını ödeyemeyen bir Türkiye ile karşı karşıya kalırdık ya da en iyi haliyle bu defa 1999’da Ecevit hükümetinin IMF zoruyla yaptığını, 2008 yılında Erdoğan emeklilik yaşını 65 yaşına çıkarırken buna yasa çıkmadan önce işe başlayanları da dahil ederdi, çünkü başka bir seçeneği kalmazdı.


Peki bizde emeklilik yaşı buyken dünyada nasıl? İşte aşağıda dünyanın önde gelen ülkelerdeki emeklilik yaşları, ortalama ömürler ve emeklilik sonrası beklenen ortalama yaşam süreleri:



Yazının başında emeklilik yaşının dinamik bir süreç olduğundan bahsetmiştik. Peki konjonktüre bakarsak durum ne? Dünya Ekonomik Forumu 2017 yılında gelişmiş ülkelere emeklilik yaşını 70’e çıkarmaları çağrısı yaptı. Uzmanlarına göre bugün doğanların yaşam beklentisi 100 yıl olacak. Mevcut emeklilik yaş koşulları ile gelecekte devam edilirse emekli başına düşen çalışan sayısının yarı yarıya düşeceğini ve ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerinde telafi edilemez yaralar oluşacağını ifade edilirken durum şu şekilde özetlenmiş:


"Ya şimdi harekete geçeceğiz ya da gelecek nesillerin, çocuklarımızın ve torunlarımızın üzerinde oluşacak dayanılmaz baskıyı kabul etmek zorunda kalacağız"


Peki EYT’liler konusu yıllardır gündemde yerini korurken iktidarın bu konudaki yaklaşımı nasıl?


AK Parti Grup Başkan Vekili Naci Bostancı 13.03.2019 tarihinde bir TV kanalında yaptığı konuşmada şunları söylemiş:


“EYT diye bir durum söz konusu değil. Bunun şampiyonluğunu CHP yapıyor. CHP, bu grupları istismar ediyor. Sayın Kılıçdaroğlu SGK Genel Müdürlüğü yaptı. O zaman açıklamaları var, ‘Türkiye’de 60 yaşından önce emekli olunamaz. SGK’nın erken emekliliğin parasını ödemesi imkânsız, biz batarız' diyor. Ama şimdi Kılıçdaroğlu’nun sırtında yumurta küfesi yok, konuşuyor. Bugün Almanya’da emeklilik yaşı 67. Biz, Almanlardan daha refah bir ülke değiliz ki... Gelecek kuşaklara ne diyeceğiz? ‘Siz aslında 60 yaşında emekli olacaktınız, ama biz erken emeklilik verdiğimiz için şimdi siz 70’i bekleyeceksiniz’ mi, diyeceğiz? Dolayısıyla bu konu gündemimizde yok. Biz gerçekçiyiz.”


Naci Bostancı başka bir açıklamasında ise 1999’da çıkan yasaya bu şekilde sahip çıkıyor:


"Arada bir denge takip ediliyor. Bu dengenin bozulması demek herkesin bir şekilde bunun finansmanıyla ilgili görev üstlenmesi demektir. Türkiye uzun yıllar erken emeklilikle ilgili sıkıntılar yaşadı, 1999 yılında haklı bir düzenleme yapıldı, kademe kademe emeklilik yaşı yukarı taşındı. Bu yaklaşımı bugün bir şekilde ihlal etmek demek bugün hâlâ 20-25 yaşında olan insanların alacakları maaşın daha düşük olması demektir. Mesele devletin 'Sana da veriyorum, sana da veriyorum' şeklinde dağıtabileceği bir ulufe değil bu."


Hatta seçim anketlerinde açık ara ilk sırada çıktığı ve iktidarının sallantıda olmadığı dönemlerde Erdoğan’ın da EYT’lilere bakış açısı aşağıdaki şekilde:


"Tutturmuş bir EYT, erken emeklilik. İskandinav ülkelerinin hepsi bu sistemle battı. Bizim ülkenin başına da bu erken emekliliği dolayanlar bunun bedelini ödediler. Niçin erken emeklilik? Bırakalım ne zaman emekli olması gerekiyorsa o zaman emekli olsun ve parasını alsın. Erken emekli olduğu zaman ideal ücreti alamayacak hem de ikinci bir iş aramak suretiyle ikinci iş ile işsizliğe öncü olacak. SGK sistemimizin çökmesini istemelerinin tek sebebi kaos ortamından kendilerine siyasi rant devşirme hesabıdır. Biz bunu yapmayacağız. Arkadaşlarıma söylüyorum. Beni bu yola asla teşvik etmeyin. Milletimin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum. Bütün dünya bizim sistemimizi kendine uyarlamaya çalışıyor, bizdeki bazı köhne zihniyetler sistemi çökertmek için hinlik peşinde koşuyor."


“Bu derneğin başındaki kişinin durumu bile sosyal güvenliğin nasıl bir felakete itilmeye çalışıldığının kanıtı. 1992'de sisteme kayıt olmuş. Bu hanımefendi eski sistemde 38 yaşında emekli olacaktı. Şimdi 2022'de 48 yaşında emekli aylığı almaya başlayacak. Dünyanın hiçbir yerinde 38 yaşında emeklilik diye bir uygulama yoktur. Buna hiçbir ülke dayanamaz. Ortalama insan ömrünün 60 yaş olduğu dönemde 40 yaşında emekli olmanın belki izahı vardı ama bugün ülkemizde ortalama ömür 78. Göz göre göre sosyal güvenlik sistemimizi yeni bir batağın içine neden sürükleyelim? Türkiye geçmişte popülist politikalardan çok çekti, gelin yeniden bu tehlikeli alışkanlığı hortlatmayalım."


Yukarıda görüleceği üzere mantık hakim olduğu sürece açıklamalar da birbirine paralel oluyor. Peki ne oldu da EYT konusu birden masaya geldi diyecek olursanız cevap belli; iktidar elden gidiyor şurada kaldı 8 ay, topu, tüfeği, tankı elde ne varsa son kurşuna kadar sıkın!


EYT konusunda, nasıl Suriyeliler sorunu ile özdeşleşmiş bir Zafer Partisi gerçeği varsa EYT’liler meselesini de en çok sahiplenen ve gündeme getiren parti İyi Parti. Aslında iktidarın bu kadar yıprandığı ve sağ cenahtan alternatif bir parti arayışının en yoğun olduğu dönemde, İyi Parti gelirse ne olacak sorusuna verilebilecek tek cevap da bu. EYT sorununu çözecek, gerisi? Gerisi Allah Kerim, biz esnaf ziyaretlerine devam edelim.


İyi Parti önderliğinde EYT meselesini sahiplenen muhalefet partileri karşısında, yaşadığı oy kayıplarının da etkisiyle onlar ne veriyorsa ben 5 fazlasını veriyorum çizgisine gelen Ak Parti elbet EYT konusunda bir hamle yapacak artık bu açık. Ama bu hamlenin 1999’dan önce işe girenlere hiçbir şekilde yaş kısıtının uygulanmaması şeklinde olmayacağı da su götürmez bir gerçek. Peki formüller ne diyecek olursanız; yukarıda tabloda da verildiği üzere o dönem de uygulanan kademeli geçişe benzer şekilde her kademedeki çalışana birkaç yıl avantaj sağlamak, emekli maaşlarından kesinti karşılığında emeklilik tarihini öne çekmek gibi opsiyonlar konuşulanlar arasında. Ülkedeki her şeyde olduğu gibi bu konuda da son kararı Erdoğan verecek.


Olan yine 2017 yılında Dünya Ekonomik Forumunun, 2019 yılında Ak Parti Grup Başkan Vekili Naci Bostancı’nın ve son birkaç yazıda benim de belirttiğim üzere gelecek nesillere olacak. Sözde her şeyini evlatları için yapan Türk halkı, şimdi seçim öncesinde selin önünden ne kaparsam kâr diye gözlerini dört açmış bekliyor. Ne diyelim? 20 yıllık iktidar, anketlere göre 8 ay sonra sona eriyor. Bunu tersine döndürmek için yapmayacağı şey yok. Tetikte olmak lazım, bu süreçte cennetten tapu bile dağıtabilir. Fırsatı kaçırmamak gerek.

3.637 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör